Oğuz Kutlu: “Hiçbir zaman hiç kimseye pes etmedik biz!..”

Oğuz Kutlu: “Hiçbir zaman hiç kimseye pes etmedik biz!..”

Çukurova Üniversitesi Öğretim Görevlisi Yard.Doç.Dr. Oğuz Kutlu’nun, 23 Şubat 1944 tarihinde Çeçen-İnguş halkının yaşadığı soykırım ve trajedinin yıldönümü nedeniyle 22 Şubat 2015 Pazar günü Kayseri’de gerçekleştirilen anma programındaki tebliğini sizlere sunuyoruz.

Hiçbir zaman hiç kimseye pes etmedik biz
Ya özgürlük, ya ölümdür seçeneğimiz
Lâ ilâhe illallah
(Çeçen Milli Marşından)

Sözlerime; Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi, mağfiret ve hidayetinin üzerinize olması dileklerimle başlıyor bu programda emeği geçenlere ve programa katılan siz değerli kardeşlerime teşekkür ediyorum. Allah hepinizden razı olsun.

Bu organizasyonla geçmiş tarihimizi bir kez daha gündeme getiriyoruz. Unutmamak gerekir ki gelecek kendisini geçmişe dayandırır… Bir milletin geçmişi o milletin köklerini oluşturur ve elbette ki kökünüz varsa ağaç olursunuz yoksa sadece bir kütük… İşte düzenlenen bu organizasyonla hem 1994 yılında başlayan -yeni bir direniş sayfası olarak açılan- bağımsızlık savaşımızın henüz bitmediğini vurguluyoruz, hem de Stalin tarafından acımasızca Sibirya’ya sürgün edildikleri için açlık-hastalık ve soğuktan can veren 300.000’den fazla soydaşımızı rahmetle anıyoruz.

Değerli kardeşlerim,

Çeçenler olarak bizler kutsal dinimizi, örf-adet-gelenek ve değerlerimizi özgür bir şekilde yaşayacağımız Tam Bağımsız Çeçenya için yüzyıllardır mücadele veriyoruz. Başka uluslar ne düşünür onu bilemeyiz ama biz Çeçenler Rusya’nın bir parçası olarak yaşamayı asla onurumuza yediremiyoruz. Çünkü yüz yıllardır Ruslardan zulümden başka bir şey görmedik ve bizler Kutsal Kitabımızdaki ; “Zulmedenlere en küçük bir eğilim dahi göstermeyin, yoksa ateşi size de dokunur” ayeti (Hud, 113) gereğince zalime ve zulme karşı durmaya devam edeceğiz. 1994 yılında başlayan son savaşımız halen devam ediyor ve mücadelemiz inşallah Evrenin sahibi Yüce Yaratıcının yardımıyla başarıyla tamamlanacaktır. Çünkü Kutsal Kitabımız Kuran-ı Kerim’de “İman etmiş azınlıklar kalabalık kafirlere karşı hep galip gelmişlerdir” ayeti yer almaktadır. Bu nedenle kutsal mücadelemizi asla bırakmayacağız çünkü bizler şükürler olsun ki “Güneşi sağ avucuma Ay’ı da sol avucuma koysalar yine de İslam davasından dönmem” diyen bir peygamberin Hazreti Muhammed Mustafa’nın (SAV)’ın sadık bir ümmetiyiz.

Değerli kardeşlerim,

Ben Çeçen asıllı bir Türk vatandaşıyım… Büyük dedelerim 1864’ten sonra Kafkas-Rus savaşının bitiminde, 3000 aile olarak Çeçenya’dan ayrılmış, yaşadıkları köyleri, evleri, ektikleri tarlaları, bağları, bahçeleri bırakarak Osmanlı İmparatorluğu’na sığınmak zorunda kalmışlar. Kafkasya’dan ayrılırken henüz 9 yaşında olan Rahmetli Ebi dedemin anlattığına göre oradaki köylerinden ayrılırken terk etmek zorunda kaldıkları büyük ve küçük baş hayvanlar bunu hissetmiş olacaklar ki arkalarından uzun uzun sanki ağıt yakar gibi acıyla böğürmüşler… Ve dedem tam da köyün son göründüğü bir tepeden yamacından dönerken köyüne son bir kez dönüp bakmış, ve o görüntüyü yıllar geçse de hiç unutmamış… Rahmetli dedem bizlere bu anılarını eski Çardak gecelerinde Çeçence Uvçi dediğimiz balkonlarda karşıdaki Berit dağında yanan çoban ateşlerini seyrederken, mistik bir uslupla ve içimize ılık bir mutluluk veren Çeçen aksanıyla anlatırken çok mutlu olurduk. Ama simdi düşünüyorum da acaba göç eden dedelerimiz o anlarda neler düşündüler? Hangi duygularla bilinmezlere doğru yola çıktılar? Neler hissettiler? Neler konuştular? Kendilerini nasıl teselli ettiler? Bunların hepsinin çok hüzün verici olduğundan hiçbir şüphem yok…

Aslında ben burada bir düşüncemi sizlerle paylaşmak, hatta itiraf etmek istiyorum… Açıkçası uzun yıllar boyunca cennet vatanımız Kuzey Kafkasya’dan göç etmek zorunda kalan dedelerime biraz da sitem edip durdum… Evet Osmanlı, özellikle göç eden Müslümanlara, hatta Müslüman olsun-olmasın kendisine sığınan tüm mazlumlara sahip çıkma ve kucak açma asaletini gösterebilen, onları kendi vatandaşlarıyla bir tutabilen, haklarını-hukuklarını koruyan köklü bir imparatorluktu… Ama dedelerim neden kendi topraklarındaki mücadeleden vazgeçtiler ki? Elbette bunun haklı bir gerekçesi vardı ve hangi güçlü neden onları -Müslüman bir ülke de olsa- sonuçta başka bir ülkeye göç etmeye mecbur bıraktı, bunu nasıl göze alabildiler? Diye uzun yıllar kendi kendime düşündüm hatta ara sıra da söylendim… Kısaca göç eden dedelerime az da olsa gönül koymuştum…

Ta ki 1994 Çeçen-Rus savaşı başlayıncaya kadar… Savaş sırasında Ata yurdumuzdaki mücahitlere ve oradaki soydaşlarımıza, bu zor zamanlarında az da olsa destek olabilmek için bütün gücümüzle çırpınırken, TV/Radyo programlarında veya şu anda olduğu gibi düzenlenen etkinliklerde bulunurken aslında buralara 1864’lerden sonra neden geldiğimize ilişkin, sınırlı/insani kavrama gücümle bir anlam vermeye de başladım… Acaba yıllar önce buralara gelmemizin nedeni, yıllar sonra başlayan bu kutsal savaşa diasporadan destek vermemiz için olabilir miydi? Bunu defalarca kendi kendime sordum ve bu durumun olma ihtimali beni çok etkiledi…

Ben inanıyorum ki, hiç şüphesiz geleceği ve geçmişi, tüm olanları ve olacakları bilen ve her şeyden haberdar olan Yüce Mevla yıllar sonra, Allah yolunda savaşan Ata yurdumuzdaki kardeşlerimize diasporadan vereceğimiz desteğin miktarıyla bizleri sınava tabi tutmak için muhteşem bir fırsat sundu…

Bu fırsatı iyi değerlendirenlere, bu açık gerçeği net olarak görebilenlere, davamız için dimdik durabilenlere, malını ve hatta şehit kardeşlerimiz gibi gereğinde canını verebilenlere ve böylece bu zorlu sınavı başarıyla geçebilenlere ne mutlu… Onlara selam olsun… Allah hepimizi bu sınavdan başarılı olanların arasına katsın inşallah.

Sözlerimi efsanevi Şehit Çeçen Komutanı ve aydını Şamil Basayev’in sözleriyle tamamlamak istiyorum:

Şamil BASAYEV diyor ki:

Ey insanoğlu, ayağa kalk, zincirlerini kır, onurlu ol ve cevap ver; İnsanlık tarihinin akışına kimler leke düşürür? Evleri okulları hastaneleri kimler bombalar? Zalime ve zulme karşı kimler seyirci kalır? Özgürlük mücadelesine kimler destek vermez? Kültürün ve medeniyetin gelişimine kimler set çeker? Barışın, dostluğun, kardeşliğin özünü kimler boşaltır? Anaların, çocukların ve yaşlıların öldürülmesine kimler göz yumar? Soylu bir hayata kimler duvarlar örer? Evrensel bir hayata kimler gölge düşürür? Dünyanın neresinde olursan ol bu sorulara cevap ara! Konumun, sıfatına ve etiketine göre cevap aramayanları harekete geçirme görevin vardır ve sen bu görevini ne kadar yapıyorsun?

Yrd. Doç. Dr. M. Oğuz KUTLU
Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi

© Ickerya.com

Leave a Comment