Fahri Konsolosumuzdan Yeni Akit Gazetesi’ne Özel Röportaj

Fahri Konsolosumuzdan Yeni Akit Gazetesi’ne Özel Röportaj

Çeçen Cumhuriyeti İçkerya Türkiye Fahri Konsolosu Ahmet Özdeş’in, Yeni Akit Gazetesi Ankara bürosundan Mücahit Gündoğdu’ya verdiği özel röportaj, 7 ve 8 Aralık 2015 günleri iki parça halinde Yeni Akit Gazetesi’nde yayınlandı.

Yeni Akit Gazetesi’ndeki röportajın tam metni aşağıda yer almaktadır:

Çeçen İçkerya Cumhuriyeti’nin daha önceki fahri konsolosu olan Medet Önlü bürosunda şaibeli bir suikaste kurban gitmişti. Bu suikast henüz aydınlatılmış değil. Bu suikasti kimlerin yapmış olabileceğini düşünüyorsunuz?

Şu ana kadar elde edilebilen bulgular ışığında benim şahsi kanaatim bunun ustaca planlanmış siyasi bir suikast olduğu yönünde. Medet Önlü ağabeyimizin konumu ve taşıdığı sıfat nedeniyle suikastın ardında Rusya Federasyonu’nu ve onların maşası olan yapılanmaların olduğunu düşünüyorum. Nitekim, şu an hapiste bulunan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı tetikçi Murat Aluç’a parayı veren azmettiricinin Rusya Federasyonu sınırları içerisinde herhangi bir problemle karşılaşmadan lüks içinde hayatını devam ettirdiği yönündeki duyumlarımız da bu düşüncemi pekiştiriyor. Öte yandan, Medet Önlü’nün bürosunun Ankara’nın merkezinde bakanlıklara bir kaç dakika mesafede olduğu ve MİT tarafından hemen hemen hareketinin takip edildiği olgularının yanına, soruşturma sürecinde kasıtla ya da taksirle pek çok önemli noktanın ihmal edildiği, dosyanın atandığı savcılar ve dosyaya bakan hakimlerin çeşitli defalar değiştirildiği gerçekliklerini de eklediğimizde, bu siyasi cinayetin bir de Türkiye ayağı olduğunu, Türkiye Cumhuriyeti devleti içinde kümelenmiş bir takım güçlerin bu suikastın bir faili meçhul olarak kalması için çaba gösterdiğini düşünüyorum.

Medet Önlü’ye suikast yapılmasının sebepleri neler? Önlü hangi güçleri rahatsız etti?

Medet Önlü, Sovyetler Birliği’nin yıkılma sürecinde Çeçen halkı bağımsızlığını ilan ettiği gün, bu genç cumhuriyetin bir neferi olacağına dair kendi kendine söz vermiş çok değerli bir ağabeyimizdi. Rusya Federasyonu 1994 yılında Çeçenya’yı işgal ettiğinde, işini gücünü ve hatta ailesini bir kenara bırakıp tüm vaktini Rus zulmü altında inleyen hemşerilerine yardım edebilmek için harcadı. Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin en yüksek makamında yer alan isimlerle aynı çatı altında siyaset yaptı, Çeçen halkının haklı davasını Türkiye’ye anlatırken bu isimlere de özel brifingler verdi. 2005 yılında dönemin Çeçen Cumhuriyeti İçkerya Devlet Başkanı Abdulkhalim Sadulayev tarafından Türkiye’de bir fahri konsolosluk kurulmasına karar verildiğinde de doğal olarak akla gelen ilk isim o oldu. 2005 yılından şehadet mertebesine ulaştığı (inşaAllah) güne kadar “Çeçen Cumhuriyeti İçkerya Türkiye Fahri Konsolosu” olarak hiç bir karşılık beklemeksizin tüm vaktini bu uğurda vakfetti. Elbette Türkiye’deki siyasi hayata yön veren isimlerle olan bağlantısını hiç kesmedi, Türkiye’deki bir avuç Çeçen sığınmacı için tüm kapıları çaldı ve onların problemlerine çözüm yolları aradı. Bu arada, Rus yanlısı Çeçen rejiminin Türkiye’de ilişki kurmaya yönelik tüm girişimleri Medet Önlü’ye takıldı; Rusya’nın tezgahladığı bir proje olan ve meşru Çeçen devletinin yasal dayanaklarını yıkmayı amaçlayan “Kafkasya Emirliği” adlı projenin Türkiye ayakları da Çeçenleri kullanmaya yönelik her adımlarında Medet Önlü’yü karşılarında buldu. Özetle, Medet Önlü asil ve kararlı duruşu ile Çeçenler üzerinden kirli planları olan tüm güçleri rahatsız etti diyebiliriz.

Rusya’nın farklı ülkelerde bulunan Çeçen liderlere ve temsilcilere yönelik benzer saldırılar yaptığı sık sık dile getiriliyor. Türkiye’de son 5 yılda birçok Çeçen lidere suikast düzenlendi. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kremlin’in emri ile Rus yanlısı Çeçen rejimi tarafından Çeçen bağımsızlık hareketinin önde gelen isimlerine ve gazi savaşçılara yönelik 5 bin kişilik bir ölüm listesinin hazırlandığı biliniyor. Türkiye’deki Çeçen sığınmacılara ve merhum konsolosumuz Medet Önlü’ye yönelik suikastler bu minvalde değerlendirilmelidir. Üstelik, Türkiye’de işlenilen suikastlerden tek birinin dahi çözüme kavuşturulmaması, Rusya Federasyonu gizli servisleri ile onların elinde maşa olan güçler tarafından beyaz bir çek olarak algılanıyor, dolayısıyla hiç bir endişe taşımadan Türkiye içerisinde istedikleri gibi hareket ediyorlar.

Medet Önlü’ye yapılan suikastten sonra Çeçen İçkerya Cumhuriyeti Fahri Konsolosluğu koltuğu bir süre boş kaldı. Ardından siz fahri konsolos olarak görevlendirildiniz. Çeçen İçkerya Cumhuriyeti’nin Türkiye’de görevlendirdiği fahri konsoloslara yönelik bu suikast girişimlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Çeçen Cumhuriyeti İçkerya devleti Çeçen halkının bağımsızlık için ulusal bir uzlaşı zemininde özgür ve demokratik seçimlerden çıkan sonuç ile kuruldu. Bu devletin varlığı tamamen yasal zeminlere dayanıyor ve Çeçen halkını temsil eden tek meşru yapı olması özelliğini taşıyor. Bu nedenledir ki, Çeçen Cumhuriyeti İçkerya devleti ve bu devletin yetkilileri Rusya Federasyonu tarafından her ne pahasına olursa olsun, hangi metot kullanılması gerekirse gereksin yok edilmesi gereken öncelikli hedef haline geldi.

Şahsınıza yönelik benzer suikast tehditleri geliyor mu?

Temsil ettiğimiz makamın ağırlığından kaynaklı tehditler elbette geliyor. Faaliyetlerimize son vermemiz ve Kremlin’e boyun eğmemiz isteniyor, aksi taktirde sadece şahsımın değil, ailemin ve yakınlarımın dahi buna pişman edileceğine ilişkin mesajları çeşitli şekillerde bize ulaştırıyorlar. Bu tehditleri çok fazla dikkate almayı ya da dillendirmeyi de gerekli görmüyorum açıkçası, çünkü Çeçen Cumhuriyeti İçkerya için mücadele eden tüm kardeşlerimiz benzer tehditlere maruz kalıyor.

Çeçenya’da son durum nedir?

Malum olduğunuz üzere, 2009 yılında Rusya Federasyonu, Çeçenya’daki “anti-terörizm” operasyonlarını durduğunu duyurdu. Bu açıklama geniş bir çevrede Çeçenya’daki savaşın sona erdiği şekilde algılanıyor malesef. Ne var ki, Çeçenya’daki Rus askeri varlığı ve işgali devam ediyor. İşgal altındaki topraklarda kurulmuş kukla bir rejim var ve bu rejim Rus yönetiminin talepleri doğrultusunda Çeçen halkının kültürünü, temel karakteristik özelliklerini ve tarih bilincini yıkmak için faaliyet gösteriyor. Bu kadarla da yetinmiyor, sivil Çeçenlere yönelik akıl almaz yöntemleri tatbik etmekten geri kalmıyor. Yeniden inşa edilen Çeçenya fotoğrafının ardına baktığınızda, Çeçenya’da Stalin döneminin baskıcı ve zulümlerle dolu günlerinin bugün yeniden yaşandığını görüyorsunuz. Rus yanlısı rejime karşı gelenlerin, bu rejimin faaliyetlerini bir nebze dahi eleştirebilenlerin işkenceye tabi tutulduğu, kaçırıldığı ve katledildiği bir hayat var orada. Ramzan Kadırov’un ailesinin ve mensubu olduğu klanın yönettiği ülkede, iş bulmak, temel sağlık hizmetlerinden yararlanmak ya da eğitim alabilmek için yüklü miktarlarda rüşvet ödenmesi gerekirken, çalışma imkanı bulanlar ya da ticaretle meşgul olabilenler ise kazançlarının yarıya yakınını medyaya sık sık yansıyan dünyaca ünlü starların Çeçenya’da ağırlanması için finansmanı sağlayan “Hacı Akhmet Kadırov Vakfı”na bağışlamak zorunda. Terörize edilen halk, adalet için silahlı mücadeleden başka bir yol bulamıyor ve zaman zaman yolunu kaybederek radikal hareketlerin içerisine düşüyor.

Çeçenler Türkiye’nin sınırlarını ihlal eden Rusya uçağını düşürmesini nasıl değerlendiriyorlar?

Çeçen halkı olaya temelde iki açıdan birden bakıyor. Çeçenler, Türkiye’nin kendi hava sahası üzerinde egemenlik hakkı olduğunun bilincindeler, dolayısıyla yapılan ihlallerin akabinde Rus savaş uçağının düşürülmesini meşru müdafa olarak değerlendiriyorlar. Değerlendirmelerin ikinci ayağı ise düşürülen Rus savaş uçağının pilotunun şahsıyla alakalı. 1999 yılında Rusya Çeçenya’yı yeniden işgal ettiğinde savunmasız ve silahsız sivil Çeçen yerleşim alanları üzerinde tonlarca bombayı bırakan cani Rus pilotlardan birisi de bu olayda ölen Rus subay Aleksander Pozyniç’ti. Dolayısıyla bir savaş suçlusunun bu şekilde ölmesini ilahi adalet olarak nitelendiriyorlar.

Putin’in yayılmacı politikalarından en büyük zararı gören milletlerden biri Çeçenler. Çeçenler, Rusya’nın yayılmacı ve saldırgan politikalarına nasıl bakıyorlar?

Çeçen halkı Moskofu ve Moskofun zihnine hakim fikirleri çok iyi tanıyor. Hala imparatorluk kaprisinden kurtulamayan Rus yönetimi sömürgecilikten vazgeçmeye niyetli değil. Bu doğrultuda ne kendi halkının geleceğini ne de başka halkları düşünmüyor. Hedeflerine ulaşmak için de tek yolu askeri metotlarda ya da hukuk dışı müdahalelerde görüyor.

Ramazan Kadirov’un Türkiye’yi hedef alan sözlerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu sözler Çeçenleri temsil ediyor mu?

Bugün medyada “Çeçen Devlet Başkanı”, “Çeçen lider” sıfatlarıyla anılan Ramzan Kadırov, işgal altındaki Çeçenya topraklarında kurulan kukla bir rejimin medyaya yansıtılan yüzüdür ve halkına ihanet ederek Çeçen halkını soykırıma tabi tutan Rus yönetiminin emri altına gimiş bir isimdir. Kadırov Kremlin’in hizmetindeki 5.sınıf bir memurdan başka birşey de değildir esasında. İpleri Putin’in elinde olan bir kuklanın Türkiye’yi hedef alan küstahça açıklamalarda bulunmasına şaşırmamak gerekir. Ağzından çıkan sözler onurlu Çeçen halkının görüşlerini yansıtmamaktadır. Çeçenleri temsil kabiliyeti hususunda, Kadırov’un asla seçilmediğini ve Putin tarafından bu göreve atandığını sizlere hatırlatmak istiyorum. Halk tarafından seçilmeyen ve bir seçim olsa asla seçilmeyecek olan vatan haini bir caninin Çeçenleri temsil ettiğini düşünmek algıda yanılgıdan başka bir şey değildir. Rus işgali altındaki Çeçenya’da kurulan bu kukla rejimin Çeçen halkını temsil etmediğini ve bu rejimin temsilcileriyle ilişki kurulmaması gerektiği noktasında Türkiye’deki siyasileri uzun süredir uyarıyoruz. Özellikle Kadırov’un Sivas’taki ve İstanbul’daki yerel yapılanmalarının faaliyetlerinin engellenmesi ve bu rejimin temsilcilerinin Türkiye’de siyasi ilişkiler kurmasına bir son verilmesi gerektiğini defaatla dillendirdik. Ne yazık ki üzerine 300 bin Çeçen’in kanının bulaştığı paralarla lobi faaliyetlerini yürütenler sayesinde Rus yanlısı Çeçen rejimi bir süredir Türkiye Cumhuriyeti devleti yetkilileri ile üst düzeyde iletişim kuruyor. Son açıklamalarından sonra Türkiye devleti yönetiminin, Ramzan Kadırov’un gerçek yüzünü nihayet görebilmiş olduğunu ümit ediyoruz.

Putin’in Çeçenya’da birçok siyasi suikast yaptığı ifade ediliyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Çeçenya’daki siyasi suikastler Ramzan Kadırov eliyle gerçekleştiriliyor. Bu siyasi suikastlerin tek bir amacı var, az da olsa var olan tüm muhalif sesleri susturmak, halka gözdağı vererek toplumu korkuyla sindirmek. Bu suikastlere örnek vermek gerekirse, 2009 yılında, Çeçen insan hakları savunucusu ve İnsan Hakları Organizasyonu “Memorial”ın Grozny şubesinin başı Natalya Estemirova, başkent Grozny’de gündüz vakti apartmanının önünden kaçırıldı ve öldürüldü. “Neslimizi Kurtaralım” adlı sivil toplum kuruluşunun başkanı Zarema Sadulayeva ve kocası Umar (Alik) Leçayeviç Djabrailov Grozny’deki ofislerinden kaçırılarak katledildi. Yine aynı yıl Danimarka Mülteci Konseyi için çalışan 40 yaşındaki Zarema Gaysanova, Grozny’deki evinden kaçırıldı ve kendisinden bir daha haber alınamadı. Tüm bu isimlerin ortak özelliği Rus yanlısı Çeçen rejimi tarafından ya da Rus askerlerince kaçırılan Çeçen sivillerle ilgili araştırma yapıyor ve Çeçen mücahitlerin baskı gören aileleriyle ilgileniyor olmalarıydı. Yine, Çeçenya’da kaçırılan sivillerin anneleri tarafından kurulan ve çocuklarını bulmayı amaçlayan “Çeçenya’nın Anneleri” adlı sivil toplum kuruluşunun başkanı Madina Magomadova’yı geçtiğimiz yıl Rusya’nın başkenti Moskova’da kaçırma girişiminde bulunuldu.

Çeçen İçkerya Cumhuriyeti Başbakanı Zakayev, Türkiye’nin Rus uçağını düşürmesi ile ilgili destek mesajı yayınladı. Sayın Zakayev’in Türkiye’ye destek mesajının Rusya’da yankısı nasıl oldu?

Çeçen Cumhuriyeti İçkerya Başbakanı Akhmed Zakayev, Çeçen halkının özgür iradesiyle demokratik kurallar içerisinde ilan ettiği bağımsız yaşamın simgesi halinde. Bu nedenledir ki, Sayın Zakayev, Vladimir Putin’in ve dolayısıyla iplerini elinde tuttuğu Ramzan Kadırov’un 1 numaralı düşmanı. Haliyle, Başbakanımız Akhmed Zakayev’in yaptığı her açıklama Rusya’da büyük ses getiriyor. Rus savaş uçağının düşürülmesiyle ilgili açıklaması da Rus medyasında yer aldı ve milliyetçi Ruslar tarafından bir an önce yok edilmesi gerektiği gibi yorumlarla karşılandı.

Rusya’nın Kafkasya bölgesinde bulunan Müslüman halklara yönelik sömüre politikası devam ediyor. Bölge halkının buna karşı tepkisi nasıl?

Rus-Kafkas Savaşları’nın sona ermesiyle birlikte sömürgeleştirilen Kuzey Kafkasya’da aradan geçen 100 yılda değişen hiç bir şey yok. Bölge halkı baskı ve şiddet ile sindirilmiş, hayatta kalabilmenin tek yolunun mutlak Rus hakimiyetinin kabullenilmesi olacağına inandırılmak isteniliyor. Ancak özellikle üniversite düzeyinde eğitim almış genç nesil direnişin gerekliği olduğu inancında. Bugün küçükte olsa tüm Kuzey Kafkasya’da silahlı direniş gösteren çeşitli gruplar var, ancak asıl dikkat çeken eğitimli gençlerin üst düzey kademe yönetimlerde yer alarak barışçıl yöntemlerle bir şeyleri değiştirme çabaları. Ne yazık ki, imparatorluk geleneğinden gelen Rusya’da sivil yöntemlerin pek fazla şansı olmuyor, muhalefetin susturulması çözüm olarak görülüyor.

Rusya’nın Çeçenlere yönelik uygulamaya soktu “Çeçenofobi” her geçen gün daha da artıyor. Yurtlarında barındırılmayan insanlar yurtlarından kaçıp başka ülkelere geliyor ama ona rağmen Rus ajanlarının takibi ve tehditi altında olduklarını düşünüyorlar. Bütün bunları ele aldığınızda Rusya’nın Çeçenlere olan çarpık bakışını hem tarihsel hem de günümüze yansıyan yönüyle nasıl değerlendiriyorsunuz?

Rusya’nın Çeçenlere bakışı tarihsel olarak hiç bir zaman değişmemiştir. Ruslar, özgürlüğünden vazgeçmeyen ve köleleştirilmeyi kabul etmeyen Çeçenler’in sadece topyekün yok edilmesi gerektiğine inanmaktadır. Rus-Kafkas Savaşları sırasında, Kafkasya’daki en kanlı katliamları gerçekleştiren Rus General Yermelov, en iyi Çeçen ölü Çeçen’dir derken, “tek bir Çeçen dahi sağ kalmayana kadar rahat etmeyeceğini” ifade ediyordu. Bugünün demokratik Rusyası’nda da aynı görüş hakim, Yeltsin, “Çeçen sorunu için savaşın kesin çözüm olduğunu” söylerken, Putin koltuğa oturduğu ilk günlerde “Çeçenlerin haşeratlar gibi yok edilmesi gerektiğinden” bahsediyordu. Bu ideallerinde tepki çekmemek için ise bir Çeçenofobi yaratmak için çalışıyorlar. Stalin döneminden bugüne Çekistler tek bir konu üzerine odaklanmıştır: ‘Batı ile ortak bir düşmana sahip olmak’. Çeçenya’da soykırım gerçekleştiren Rusya, 11 Eylül 2001’de ABD’deki saldırıları hemen kendisine doğru çevirmiş, “İslamcı tehdit” nitelendirmesinin ardına saklanarak, Rusya’nın uzun yılllardır bu düşmana karşı mücadele ettiği iddia edilerek ortak hareket etme teklifi yapılmıştır ve nihayetinde bu çalışma başarılı da olmuş, dünyanın Rusya’nın Çeçenya’daki katliamlarına bakışı değişmiş, soykırıma göz yumulmuştur.

Türkiye’nin Çeçen İçkerya Cumhuriyeti ile arasındaki ilişkiler nasıl seyrediyor?

Türkiye Cumhuriyeti, Rusya Federasyonu ile olan ikili ilişkilerini bahane ederek Çeçen Cumhuriyeti İçkerya’yı resmen tanımamıştır ve siyasi anlamda tüm ilişkilerini gayri resmi düzeyde yürütmektedir. Mesela bugün Türkiye’de konsolosluğumuzun faaliyet göstermesine müsaade edilirken, resmi olarak konsolosluğumuzun varlığı kabul edilmemektedir. Elbette bu durum pratikte bir takım sorunlara yol açmakta, gerektiği hallerde ilgili makamlara ulaşmakta zorluklar yaşamamıza neden olmaktadır. Oysa, Çeçen Cumhuriyeti İçkerya devleti 1991 yılında uluslararası hukuk kurallarına uygun olarak bağımsızlığını ve egemenliğini ilan etmiş bir devlettir ve halen Rusya Federasyonu’nun işgali altındadır. Türkiye’de sayıları 100 bine yaklaşan Çeçen kökenli Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı bulunmaktadır. Türkiye’nin devletimizi ve hükümetimizi resmi olarak tanımıyor olması, Çeçen kökenli Türk vatandaşlarını da derinden yaralamaktadır. Çeçen Cumhuriyeti İçkerya hükümeti yasal düzlemlerde Türkiye Cumhuriyeti ile her türlü ilişkiyi kurmaya hazırdır.

Önümüzdeki süreçte Rusya’nın Türkiye’ye yönelik yaptırımlar uygulayacağı konuşuluyor. Olası bir ambargo durumunda bunun yansıması nasıl olur?

Rusya, Türkiye’ye yönelik yaptırımlarını uygulamaya başladı. Yaptırımların medyada yer almasıyla birlikte oluşan panik havasından kurtulmak gerekli, zira kısa vadede Türkiye bu yaptırımlardan etkilenecek gibi gözüküyorsa da uzun vadede bu yaptırımlar bir bumerang gibi Rusya’yı vuracaktır. Rusya’nın açıkladığı yaptırımları uzun süre devam ettirebilecek ya da daha da ileri giderek farklı yaptırımlara başvurabilecek gücü bulunmuyor. Bildiğiniz üzere, Ukrayna’nın işgal edilmesi ve Rusya’nın bu bölgede hareket eden silahlı güçleri Ukrayna devletine karşı desteklemesi nedeniyle, Avrupa Birliği ve ABD başta olmak üzere dünyanın pek çok ülkesi Rusya’ya gıdadan endüstriyel ürünlere kadar ambargo uygulamaya başladı. Bu ambargo nedeniyle, Rusya bazı temel yiyecek maddeleri konusunda Türkiye’ye bağımlı durumda. Rusya’nın sebze ithalatının %20’si, meyve ithalatının ise %30’u Türkiye’den temin ediliyor. Batılı ülkelerin ambargosu ile et, sebze ve meyve fiyatlarında yaşanan artış, Türkiye’ye yönelik yaptırımlar ile fiyatların daha da artmasına neden olacak hatta bu yaptırımlar uzun süre devam ettirilirse Rusya 2016 yılında et ve peynir gibi temel besin maddeleri açısından sıkıntı yaşayacaktır. Türkiye ise yaş sebze-meyve ve et ihracatını başta Ukrayna ve Orta doğu ülkeleri olmak üzere geniş bir pazara satma kapasitesine sahip olduğundan bu hususta çok fazla etkilenmeyecektir. Rusya’nın turizm ilişkilerini keseceğenine ilişkin açıklamasının etkisi çoktan kendini gösterdi. Mısır’da Rus uçağına yönelik gerçekleştirilen saldırıdan sonra Mısır’ı kaybeden Rus turizm acentaları, tüm satışlarını Türkiye’ye yöneltmişti, ancak serbest vize rejiminin askıya alınacak olması ve Rus hükümetinin Türkiye’ye ziyaretlerden kaçınılması talebiyle pek çok Rus seyahat acentası çoktan kepenk indirdi. Türkiye ise coğrafi konumu ve iklimsel özellikleri nedeniyle kaybettiği Rus turistlerin yerine farklı ülkelerden turistlere cezbedice gelebilir, zira pek çok ülkenin vatandaşı Rus turistlerle bir arada olmaktan imtina ettiğinden Türkiye’yi tercih etmiyordu. Türkiye’deki kimi kesimlerin en büyük korkusu ise, Rusya’nın doğal gazı kesebileceği ihtimali. Bu noktada bir husus gözden kaçırılmamalıdır, her ne kadar Türkiye kullandığı doğal gazın %55’ini Rusya’dan ithal ediyorsa ve Rusya’ya bağımlı gibi görünüyorsa da, aynı şekilde Rusya’da Türkiye’nin doğal gaz alımına ihtiyaç duymaktadır. Zira, Türkiye, Almanya’nın ardından Rusya’dan en çok miktarda doğal gaz alan ülkedir. Rusya’nın ekonomisinin petrol ve doğal gaza dayandığı gerçeğini unutmadığımız takdirde, Türkiye’den ziyade Rusya’nın Türkiye’ye ihtiyacı olduğunu söyleyerek abartmış olmayız, çünkü Türkiye ihtiyacı olan doğal gazı farklı ülkelerden temin etme imkanına sahiptir.

Putin’in liderliğini yaptığı Rusya’nın böylesine yayılmacı bir çizgi izleyerek iç sorunlarını ve ekonomik sorunlarını örtmeye çalıştığı belirtiliyor. Bununla ilgili neler söylersiniz?

Rusya’nın ihracat gelirlerinin %70’i petrol ve doğal gaz gelirlerine dayanıyor. Rusya’nın bütçesini dengede tutabilmek için petrol varil fiyatlarının 100$’ın altına inmemesi gerekiyor. Ancak 2014 yılında petrol baril fiyatlarında yaşanan ani ve sert düşüş ile Batılı devletlerin uyguladığı ekonomik ambargodan dolayı Rus ekonomisi dar boğaza girdi. Ruble, Amerikan doları karşısında %60 oranında değer kaybetti. İşte, Ukrayna ve Suriye’ye yapılan müdahalelerin ardında yatan nedenlerden birisi de bu ekonomik kaygılar. Bu noktada Putin’in halkı karşısına almamak için elinde tek bir koz var, o da milliyetçilik kartı. Rusya’da halkın %90’ı haberleri doğrudan Kremlin’in kontrolünde olan medya organlarından alıyor ve bu yayın organları haberleri verirken problemleri Batı’nın Rusya’ya olan düşmanlığına bağladığını, her türlü problemin ardında da Batı’nın olduğunu iddia ettiğini görüyoruz. Haliyle, Rusya’daki milliyetçilik damarı Putin’in imdadına yetişiyor, bugün anketlerde Rusya’daki halkın %75’inin ekonomik gidişattan rahatsızlık duymasına rağmen, Putin’e olan desteğin uzun bir süreden sonra %90’lara çıktığını görüyoruz.

Rusya içindeki Putin muhaliflerinin Putin’in askeri yayılmacılığına ciddi anlamda karşı çıktığı ifade ediliyor. Ayrıca Putin’in muhalifleri susturmaya çalıştığı ve diktatörleştiği eleştirileri yapılıyor. Bununla ilgili neler söylemek istersiniz?

Putin’in diktatörleşmesi ya da muhalefeti susturmaya çalışması bugün ortaya çıkan bir durum değil. Vladimir Putin eski bir KGB ajanı ve iktidara gelmesinin sağlandığı andan itibaren iktidarına tehlike doğurabilecek tüm politikacıların, gazetecilerin ve kamuoyunda tanınmış isimlerin sindirilmesi, bu mümküm değilse ortadan kaldırılması için girişimlerde bulundu. 1999 yılında Rus ılımlı muhalefeti Çeçenya’daki işgali destekledi ve Putin’in gerçek yüzünü ancak kendi özgürlükleri ellerinden gidince görebildi. Akabinde 2010 yılında Rusya’daki muhalif gruplar ilk kez 100 bin kişiyi sokağa dökmeyi başardığında, Putin iktidarının tehlikede olduğunu anladı ve önde gelen dört siyasi liderin ortadan kaldırılmasına karar verildi. Aleksey Navalny ve Sergey Udaltsov’un hapse gönderilmesine, Boris Nemtsov ile Garry Kasparov’un ile fiziksel olarak ortadan kaldırılmasına karar verdiler. Planlandığı üzere Navalny ve Udaltsov hapse gönderildi ve bu yılın başında Boris Nemtsov uğradığı bir suikastle öldürüldü. Kasparov ise çareyi Rusya’yı terk etmekte buldu.

Röportaj talebimizi kabul ettiğiniz ve yanıtlarınız için teşekkür ederim.

© Ickerya.com

Leave a Comment