Çeçen Halk Meclisi Almanya’da Toplandı!

Çeçen Halk Meclisi Almanya’da Toplandı!

Avrupa’daki Çeçen diasporası mensuplarınca kurulan “Çeçen Muhacirler İhtiyar Heyeti” tarafından duyurusu yapıldığı üzere 20 ve 21 Şubat 2016 tarihlerinde Almanya’da Çeçen Halk Meclisi toplandı.

Meclis çalışmalarına Çeçen Cumhuriyeti İçkerya hükümeti üyelerinin yanı sıra Avrupa Birliği üyesi ülkelerden ve Türkiye’den delegeler katılım sağladı. Çalışmalar sırasında, Başbakanımız sayın Akhmed Zakayev, Avrupa’daki Çeçen Muhacirler İhtiyar Heyeti Başkanı Akhmed Dokudayev, İhtiyar Heyeti üyelerinden Denelbek Askhabov ile Said-Magomed Khaçukayev birer konuşma yaptı. Ardından toplantıya katılan delegelerden söz almak isteyenler görüşlerini katılımcılar ile paylaştı.

Meclis çalışmaları bitiminde bir de sonuç bildirgesi yayınlandı.

Avrupa’daki Çeçenler Halk Meclisi’nin Sonuç Bildirgesi:

Esirgeyen ve Bağışlayan Allah’ın Adıyla!

Avrupa’daki Çeçen diasporasının Halk Meclisi olarak bir kez daha bir konferansta bir araya geldiğimiz bugün, Çeçen halkının trajik bir şekilde sürgün edilişinin 72. yıldönümü; aralarında bizlerinde akrabalarının yer aldığı masum kurbanların kalplerimize bıraktığı acılar ne bugün ne de gelecekte dinmeyecek.

Kremlin, Çeçenya’ya gönderdiği kuklaları eliyle halkımızın bu trajik acısını hatıralardan çıkarmak için her türlü gayreti göstermekte. Bu bağlamda, 23 Şubat’taki bu acı gün 10 Mayıs tarihinde anılmak üzere taşındı, ayrıca Çeçen Cumhuriyeti İçkerya I. Devlet Başkanı Djokhar Dudayev önderliğindeki Noxçiço’nun birbirinden kıymetli evlatlarınca Çeçen başkentinde yapılan Stalin sürgününün kurbanları anıtı tamamen yok edildi.

Avrupa’daki Çeçen Halk Meclisi üyeleri olarak bizler, Çeçen Cumhuriyeti İçkerya hükümetiyle birlikte hiç kimsenin hayatını kaybetmiş yakınlarımızın, acılar çeken akrabalarımızın ve dostlarımızın anılarını silmesine müsaade etmeyeceğimizi deklare ediyoruz. Sürgün anıtını aynı yerde aynı formda yeniden inşa etmek için mücadele edeceğiz.

Avrupa’daki Çeçen Halk Meclisi üyeleri olarak bizler, Çeçen Cumhuriyeti İçkerya hükümetiyle birlikte, 1944 yılındaki Çeçen sürgününün bir soykırım olarak tanınması için çalışmaya devam edeceğiz tıpkı sürgün anıtının üzerinde deklare edildiği gibi: “Dölxur Dats! Duxur Dats! Dits a Diyr Dats!” (Ağlamayacağız! Unutmayacağız! Unutturmayacağız!). Ve kendisini gerçek Çeçen olarak gören bizler, gücümüz yettiğince bu görevi yerine getirmeye çalışacağız inşaAllah!

Sürgün anıtının ortasında bir el ile tutulan bir kama yer almaktaydı. Bu salonda yer alanlar olarak bizler bu eliz, birlikte, onurlu ve yenilmez Çeçen halkı ki hiçbir yerde ve hiçbir zaman asla kendisine yapılan gaddarlıkları unutmayan.

Uzun yıllardır Çeçen halkı, emperyal Rusya’nın fiziksel yıkımına, işkencelerine, sürgünlerine ve diğer pek çok zulmüne maruz kaldı. Bir zamanlar, kuvvetli Çeçen gücü Vladikafkas’tan Hazar Denizi’ne kadar uzanıyordu, ne var ki birbiri ardına tekrar eden Rus saldırganlığı ve uzun Rus-Kafkas Savaşı neticesinde 5 milyonluk nüfus 150 bine geriledi.

Rusya tarafından Çeçen halkına karşı işlenilen daimi soykırımın pek çok nedeni var, ancak asıl neden Rusların asırlık “böl ve yönet” kuralıdır. Rus imparatorluğu nasıl oldu da bu prensibi sadece Çeçenler değil ancak tüm diğer Kafkas halkları üzerinde de uygulamayı başardı? Her şeyden önce, Rus tarihinde hangi devirde olursa olsun Rus yöneticilerin acımasız ve dönek doğası bunda etkili oldu.

Burada bununla ilgili birkaç alıntıyı paylaşacağız:

Rus imparatoru adına Rus Prensi Vorontsov şöyle diyor: “İnanın bana, size söz verdiğim tek şey gerçek, egemen imparatorun isteği bu yönde. Dininize, şeriat hukukunuza, adetlerinize, topraklarınıza ve sahip olduğunuz malvarlıklarınıza dokunulmayacak, gayrimenkulleriniz herhangi bir değişiklik olmaksızın sizlerde kalacak. Rus kuvvetleri sizleri düşmanlardan koruyacak, yöneticilerimiz sizlerin sağlığı ile ilgilenecek ve asla kötülükten acı çekmeyeceksiniz…”

Bir başka alıntı ise Lenin ve Stalin’in Kafkasya dağlılarına yaptığı çağrıdan: “Çeçenler ve Kafkas dağlıları! İnsanlarınız, camileriniz ve mezarlarınız Rusya’nın baskıcı krallarınca yok edildi, inançlarınız ve geleneklerinizle alay edildi. Şu andan itibaren, inançlarınız ve gelenekleriniz, ulusal ve kültürel kurumlarınız özgür ve dokunulmaz ilan edilmiştir. Ulusal yaşantınızı herhangi bir mani olmaksızın özgürce düzenleyin. Bunu yapma hakkınız var, haklarınızın farkında olun. Tıpkı Rusya’nın diğer tüm halkları gibi sizlerin hakları da devrim ve organları tarafından korunacaktır. Hayatınızı istediğiniz gibi idame ettirin. Bunu yapma hakkınız var, zira geleceğiniz sizlerin ellerinde!”.

Aynı şekilde Rus Devlet Başkanı Boris Yeltsin’de özetle: “İstediğiniz kadar özgür olun…” demişti.

Görüldüğü üzere, adı Çarist, Sovyet ya da demokratik yönetim olsa da, Rus tarafı asla sözünü tutmuyor, var olan sadece eninde sonunda ortaya çıkan yalan!

“Böl ve Yönet” prensibi hemen hemen hiç hata vermedi. Bu olgunun tek bir gerçek açıklaması vardır: Latin Amerika’daki ulusal özgürlük hareketlerinin liderlerinden Simon Bolivar, Rusya’nın her daim esir halkların cehaletini nasıl kullanacağını bildiğini söylediği gibi : “Cahil halklar, kendi yıkımlarının kör aletleridir”. Ne yazık ki, cehalet ve aşırı saflığın kurbanı sık sık Çeçen halkı oldu.

Niçin halkımız trajik tarihinden doğru dersleri çıkartamıyor? Bugün, burada Avrupa’da dahi, Çeçenler arasında bir birlik yok; kimi gençlerimiz doğru düzgün bir eğitim almanın derdinde değil ki böylelikle kendilerini ve halklarının geleceklerini çok daha büyük bir ayrılıkla neticelenecek bir yokluğa mahkum ediyor. “Zeki insanlar birleşir, aptallar ise ayrışır” derler, işte bizim durumumuz bu.

Bununla birlikte, geçmiş dönemlerdeki Rus ve Sovyet rejimlerini karşılaştırdığımızda, bugün Putin tarafından idare olunan sözde demokratik Rusya’nın şimdiye kadar ki en hilekar, en hain ve en acımasız rejim olduğunu belirtmeliyiz. Neden? Çünkü, Putin gizli servis geleneğinden gelen insanları öldürmekte, zehirlemekte, yıkımda, dolandırıcılıkta, aldatmada ve diğer tüm negatif özellikleri bünyesinde barındıran bir ajandır.

Bir belgeselde, bir Çeçen kadın Rus işgalcilere: “Bizleri öldürün ama bizleri aşağılayıp hakaret etmeyin” diye sesleniyor. Bunu söylemesinin ardındaki neden, aşağılanmanın Çeçenler için ölümden daha kötü olmasıdır. Buna rağmen, Rus yöneticiler sadece 300 bin Çeçen’i öldürmekle ve ülkelerini yok etmekle kalmadı; bugün ellerindeki kuklalar ile Çeçenlere hakaret ediyor, dini özgürlüklerine, vicdanlarına ve onurlarına tecavüz ederek Çeçenleri aşağılıyorlar.

Yaygın propaganda ile Çeçenya halkı yanlış aktarılıyor. Kukla medya Çeçenya’daki onlarca camide “büyük sultan” Ramzan Kadırov onuruna gerçekleştirilen zikrleri ve okunan tilavetleri ekranlara getiriyor. Bir muhalif Müslüman kolu bükülerek camiden atılıyor. Kimi zamanlar kukla rejimin muhalifleri ortadan kayboluyor. Tıpkı diktatör Stalin yönetiminde olduğu gibi, bu çirkin gerçekliği açıkça ifade etme cesareti gösteren muhalifleri “koruyucu bir konuşma” yapmak üzere yerel televizyon ekranlarına çıkarıyor ve tüm ülke huzurunda kınanıyor.

Şeyh Muhammed Abdo’nun açıklaması Çeçenya’daki durumu bundan iyi ortaya koyamazdı: “Bozulmuş İslam, haksız rejimi kendi gücüyle meşrulaştırılmak için kullanılır. Bu İslam’ın kullanıldığı bir devlet tekelidir”. Bu açıklamanın gerçekliği, Çeçenya’da konuşma özgürlüğünün ve İslam dininin temel prensiplerinden olan insan haklarının bulunmayışıyla doğrulanmaktadır. Saldırı altında Çeçenler kendileri için en değerli olanı bu ifadeyle kanıtladı: “Marşo Dokhiyla!” anlamı “Özgürlük içerisinde gel!”. Rus şair Lermentov’un özendiği özgürlük bugün nerede? Bugün Çeçenya’da özgürlük yok, özgürlük ayaklar altında!

Ahtapot gibi dört bir yana uzanan rejim nedeniyle insanlar gerçekleri konuşmaya ve hatta kendi aralarında dahi konuşmaya korkar haldeler. Bazı genç Çeçenler sakallarını uzatıyor ve bıyıklarını kesiyor; bazı genç kadınlar Peygamber efendimizin buyurduğu gibi örtünüyor, ancak bu onların işkence görmelerine neden oluyor. Tüm bunlar Kremlin’in ve Lubyanka’nın emirlerini yerine getirerek, Çeçenleri Çeçen olmaktan uzaklaştırıp Rusya’nın itaatkar köleleri haline getirmek için.

Bu hedefe ulaşmak doğrultusunda Kremlin-Lubyanka’nın “bilge adamları” Çeçen klanları kartını da ortaya koyuyor. Bu, Çeçenya’nın dışında bulunan ve kukla rejimi eleştiren Çeçenlerin faaliyetlerini durdurmak için atılmış bir adım. Ne var ki bu “bilge adamlar” bu eski metodun işe yaramayacağını anlamıyorlar. Çeçenlerin klanlar aracılığıyla bölmek, anavatanın özgürlüğü yolunda her zaman kullanılan ve özellikle esaret zamanlarında her zaman da kullanılacak bir yöntem. Ancak, son Rus-Çeçen Savaşı’nda bu performans işe yaramadı, zira bağımsızlık karşıtları savaşa katılan tek bir klanı dahi kınamaya cesaret edemedi, hatta seslerini dahi yükseltmeye cesaret bulamadı. Şimdi bu imkanı kullanıyorlar ya da klanların başlarındakiler bunu yapmaya zorlanıyorlar çünkü bugün insanlar kul köle.

Peki Çeçenya’nın dışında etkili insanlar ya da klanlar yok mu? Elbette var, ülkenin bağımsızlığı için ellerinden geleni yapıyorlar. Onlar Çeçen klanlarının gerçek liderleri ve sadece onlar bir Çeçen’in bir klanda yer alıp almayacağına ya da klandan reddedilip reddedilmeyeceğine karar verebilirler. Her bir Çeçen gayet net bilir ki, klanlardan sadece katiller, hırsızlar ve diğer türden şeytani ruhlar atılır; ancak Çeçen halkının bağımsızlığı için savaşanlar asla ve asla klanlarından atılamazlar!

Kremlin’in kuklaları bu tip oyunlara bir son vermeli. Yoksa, doğal olarak, Şeyh Mansur’dan, Taymi Biybolat’a ve yakın tarihlerde hayatını kaybetmiş Çeçen Cumhuriyeti İçkerya devlet başkanlarına kadar, Çeçen Cumhuriyeti’nin tüm ulusal özgürlük mücadelesi liderleri klanlardan çıkarılacak bir duruma gelecek. Ancak, bu teoride dahi mümkün değildir, zira hiçbir klan kendilerine sonsuza dek leke sürecek böylesi bir adımı atmayacaktır. Bu tip adımlar atmayı düşünen klan liderleri varsa, klanları bu tipleri derhal uzaklaştırmalıdır.

Çeçen tarihinde hiçbir zaman görülmediği üzere bugün halkımız ve anavatanımız tutsak alınmış durumdadır. Rusya’da Rus halkı üzerinde dahi böylesi bir aşağılanma yapılmamıştır. Kukla yönetimin tutumu, Avrupa ülkelerinde Çeçen mültecilerin yaşadığı yerlerde öfke uyandırıyor, bu da toplu gösterilerin düzenlenmesine yol açıyor.

Bu bağlamda, Avrupa’daki Çeçen Halk Meclisi kukla yöneticilere sesleniyor: “Çeçen halkını istismar etmeye bir son verin, Çeçen halkının manevi değerlerini yok etmeyin!”.

Avrupa’daki Çeçen Halk Meclisi, “Çeçenlerin birliğinin halkımızın tartışmasız bir geleceğinin olabilmesi için elzem görmektedir. Eğer halk kendi entelektüellerini yaratamazsa, geleceği olmayacaktır. Özgür, tek yürek ve sağlam bir Çeçen halkı için böyle bir entelektüalite olacaktır inşaAllah!”.

Tıpkı geçmişte olduğu gibi, bugün karşımızda duran ve yarın da karşımızda yer alacak Çeçen Cumhuriyeti İçkerya’nın tüm düşmanlarına rağmen, liderimiz Akhmed Zakayev’in görüşleri Avrupa’nın en önemli siyasileri ve kurumları tarafından dikkate alınıyor, buna karşın Rusya ve onun kukla yetkilileri ambargoya uğruyor, Batı’ya erişimleri engelleniyor.

Avrupa’daki Çeçen Halk Meclisi, gerek Avrupa’da, gerek Rusya Federasyonu, gerekse paramparça edilmiş anavatanda olsun, tüm Çeçenlere birlik çağrısında bulunuyor: “Gücümüz ve kurtuluşumuz ancak birlikte olmaktır! Bu zor zamanlarda, her bir Çeçen, küçük tartışmalara ve aşağılamalara bir son vermeli ve herkes kalbinden bir diğerine ‘Marşo Dokhiyla!’ demelidir”.

« Allah – Dala bart tsa’ boyla way! Amin! »

Almanya, 20 Şubat 2016

© Ickerya.com

Leave a Comment