GİRİŞ

Geçmişimizi inkar etmedik. Dürüstçe : “Lubyanka’nın yirminci yüzyıldaki tarihi, bizim tarihimizdir…” dedik.
N.P. PATRUŞEV, FSB Yöneticisi
Komsomolskaya Pravda gazetesinde, 20 Aralık 2000’de, FSB Günü’nde yayınlanan bir röportajdan

 

Rusya Federasyonu Federal Güvenlik Servisi’nin (FSB) silsilesi neredeyse hiçbir yoruma ihtiyaç duymaz. Sovyet iktidarının ilk yıllarından bu yana, Komünist Parti tarafından kurulan cezalandırıcı organlar merhamet ve inayet niteliklerine yabancıdırlar. Bu birimlerde çalışan bireylerin faaliyetleri ortak insani değerler ve prensiplerle kontrol edilmez. 1917 devriminin başlangıcında, Sovyet Rusya’nın (daha sonra SSCB) siyasi polisi milyonlarca insanın imha edilmesi için kusursuz bir şekilde işleyen bir mekanizma olarak işlevini yerine getirdi; aslına bakılırsa, en liberal dönemlerde dahi hükümet bu yapılar için asla bir başka siyasi ya da tatbiki gündem belirlemediğinden, bu yapılar da hiçbir zaman başka işlerle iştigal etmediler. Dünya üzerindeki hiçbir medeni ülke SSCB’nin devlet emniyet teşkilatına benzer bir yapıya sahip olmadı. Nazi Almanyası’nın Gestaposu hariç, diğer siyasi polislerin asla kendi harekat ve soruşturma birimleri ya da FSB’nin Lefortovo’daki gözaltı hapishanesi gibi gözaltı merkezleri olmadı.

Ağustos 1991’deki olaylar – kamuoyunun öfkesi yükseldiğinde, deyim yerindeyse komünist sistemi silip süpürdüğünde – çok açık bir şekilde gösterdi ki, Rusya’nın siyasi yapısının liberalizasyonu kaçınılmaz bir şekilde güçsüzleşmeyle, hatta Devlet Güvenlik Komitesi’nin (KGB) yasaklanmasıyla sonuçlanmalıydı. Devletin zorlayıcı kurumlarındaki liderleri arasında bu dönemde artan panik, sıklıkla anlaşılmayacak şekilde çok sayıda eski özel servis kurumlarının lağvedilerek yenilerinin kurulması kendisini dışa vuruyor. 6 Mayıs 1991’de Rus Cumhuriyeti Devlet Güvenlik Komitesi, Başkanı V.V. İvanenko ile, aynı zamanda ve buna paralel olarak Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin ve SSCB KGB’si Başkanı V.A. Kriuçkov tarafından Tüm KGB Daireleri terimi adı altında imzalanılan bir protokol ile kuruldu. 26 Kasım günü Rusya KGB’si, Federal Güvenlik Kurumu’na (AFB) dönüştürüldü. Sadece bir hafta sonra ise, SSCB Devlet Başkanı Mikhail Gorbaçev, “Devlet Güvenlik Kurumlarının Yeniden Organizasyonu Hakkın” bir kararnameyi imzaladı. Bu kanun ile, lağvedilen eski KGB’nin üzerinde temellendirilerek yeni bir Kurumlar Arası Güvenlik Servisi (MSB) kurulmuş oldu.

Aynı zamanda eski KGB, tıpkı çok başlı bir yılan gibi, dört yeni yapıya ayrıldı. Birinci (Merkezi) Daire (dış istihbaratla uğraşan kısım) yeni Merkezi İstihbarat Dairesi olarak ayrıldı ve daha sonra Dış İstihbarat Servisi (SVR) adını aldı. KGB’nin Sekizinci ve On altıncı Daireleri (devletle ilgili iletişimler, kodlama ve elektronik keşif için) Devlet Muhaberatları için Komite’ye (daha sonra Devlet Muhaberat ve Bilgileri için Federal Ajans ya da FAPSI adını alacak) dönüştürüldü. Sınır muhafızlığı servisi ise Federal Hudut Servisi oldu. Eski KGB’nin Dokuzuncu Daire, Rusya Devlet Başkanı Ofisi Yakın Koruma Dairesi oldu. Eski On beşinci Daire, Hükümet Güvenlik ve Muhafız Servisi oldu. Bu son iki yapı, daha sonra Devlet Başkanı’nın Güvenlik Servisi (SBP) ve Federal Muhafız Servisi (FSO) oldu. Bir diğer süper gizli özel servis daha eski KGB’nin On beşinci Dairesi’nden ayrıldı : Devlet Başkanı’nın Özel Programlar için Merkezi Dairesi.

24 Ocak 1992’de, Yeltsin imzaladığı bir kararname ile AFB ve MSB’nin temeli üzerinde yeni bir Güvenlik Bakanlığı’nın (MB) kuruluşuna onay verdi. Aynı zamanda bir Güvenlik ve İçişleri Bakanlığı da görüldüyse de, lağvedilmeden önce sadece kısa bir süre için var olabildi. Aralık 1993’te, MB, sırasıyla, önce Federal Karşı İstihbarat Servisi (FSK) adını aldı ve sonra 3 Nisan 1995’te Yeltsin’in imzaladığı “Rusya Federasyonu’nda Federal Güvenlik Servisi’nin Teşekkülü Hakkındaki” kararname ile FSK’dan FSB’ye dönüştü.

Bu uzun birbiri ardına gelen yeniden yapılandırma ve yeniden isimlendirme, her ne kadar ademi merkeziyetçi formda olsa da, demokratların saldırıları karşısında devlet güvenlik ajanslarının organizasyonel yapısını ve bu yapının yanı sıra personel, arşivler ve gizli ajanları korumayı amaçlıyordu.

KGB’nin yok edilmekten kurtarılmasında, KGB’nin kontrolü ve reformu için atanmış iki isim, demokrat olarak bilinen (Moskova’da) Yevgeny Savotisyan ve (Leningrad’da) Sergei Stepaşin büyük oranda önemli rol oynadı. Gerçekte ise, Savostianov ve Stepaşin, devlet güvenlik organlarınca demokratik hareketlerin içerisine ilk sızdırılan isimlerdi ve KGB’nin demokratlar tarafından yok edilmesini engellemek üzere daha sonra yeni güvenlik servislerinde idari makamlara atanmışlardı. Her ne kadar aradan geçen uzun yıllar içerisinde KGB – MB – FSK – FSB’nin pek çok tam zamanlı ya da serbest çalışan ajanı iş hayatına ya da politikaya atılmış olsa da, Savostianov ve Stepaşin bu yapının büyük bir kısmını korumak konusunda başarılı oldu. Dahası, KGB, eskiden Komünist Parti’nin siyasi kontrolü altında hareket ediyordu ve Politbüro’nun onayı olmaksızın mühim operasyonları gerçekleştirmesi mümkün değildi. 1991 yılından sonra ise, MB – FSK – FSB, Rusya’da kesinlikle bağımsız ve kendi birimlerinin FSB üzerindeki kontrolü hariç tutulursa tamamen kontrol dışı bir şekilde faaliyet göstermeye başladı. Düzenin içerisine yerleşen bu yağmacı yapı şimdi ne hukuk ne de bir ideoloji tarafından zapt edilemiyordu.

Apaçık bir kargaşanın yaşandığı bu dönemin ardından, Ağustos 1991’deki olayların sonucu olarak, Komünist Parti gibi eski KGB’nin operasyonlarının da aynı şekilde toplumdan dışlanacağına ilişkin aldatıcı beklenti içerisinde, gizli servisler, komünist ideoloji ve parti kontrolünden bağımsız bu yeni dönemin kendilerine belli başlı avantajlar sunduğunun farkına vardı. Eski KGB, uçsuz bucaksız Rus devletinin dört bir yanındaki her türden işlemde muazzam büyüklükteki (resmi ve gayri resmi) personel kaynağını kendi çıkarları için kullanmaya muktedir oldu.

Bir şekilde, eski KGB’nin ünlü isimleri iktidarın en yüksek seviyelerinde ortaya çıkmaya başladı, bu gruba üye olmayanlar sıklıkla bunun farkına dahi varmadı; bunlar önceleri gizli ajanlardı, daha sonraları ise eski ya da görevli memurlar oldu. Ağustos 1991’deki olayların ilk günlerinden itibaren Yeltsin’in arkasında duran kişi, KGB’nin adamı Aleksander Korjakov’du, KGB Şefi ve Komünist Parti Genel Sekreteri Yuri Andropov’un eski yakın koruması. Emekli GRU Albayı Bogomazov, MİKOM GRUP’un güvenlik servisini yönetiyordu, Finansal ve Ekonomik Grup’un Başkan Yardımcısı ise bir zamanlar Korjakov’un altında çalışmış 20 yıllık bir KGB adamı olan N. Nikolaev’di.

Sovyetler zamanında KGB’nin meşhur “Beşinci Hat”tına (siyasi soruşturma) uzun yıllar şef olarak hizmet vermiş, SSCB’nin KGB’sinin Birinci Başkan Yardımcısı ve dört yıldızlı general Filipp Bobkov, zengin ve nüfuzlu iş adamı Vladimir Gusinsky’nin yanında iş bulmuştu. “Beşinci Hat”tın en büyük başarıları arasında Aleksander Soljenitsyen ve Vladimir Bukovsky’nin ülkeden sürgüne gönderilmesi, ayrıca Komünist Parti’nin istediği gibi düşünüp konuşmak yerine kendi istediği gibi düşünen ve doğru olduğuna inandığını ifade etmekten kaçınmayan kişilerin tutuklanarak yıllarca kamplara kapatması yer alıyordu. Leningrad (St. Petersburg) Belediye Başkanı ve Rusya’daki reform hareketinin ünlü lideri Anatoly Sobçak’ın arkasında duran KGB adamı ise Vladimir Putin’di. Sobçak’ın kendi ifadesine göre, “St.Petersburg’u yöneten KGB’ydi”.

Tüm bunların nasıl meydana geldiğini, Uluslararası İtalyan Siyaset ve Ekonomi Enstitüsü Rektörü, Zürih’te eğitim veren Marco Giaconi tarafından detaylı biçimde anlatıldı : “KGB tarafından çeşitli şirketlerin finansal faaliyetleri üzerinde kontrolü sağlamaya yönelik gerçekleştirilen girişimler her zaman aynı modeli takip etti. İlk aşama, haydutlar koruması parası ya da sahip olmadıkları haraç hakkını istemesiyle başlar. Sonrasında, özel operasyon ajanları şirkete gelerek problemlerinin çözümü için kendi servislerini teklif eder. Bu andan itibaren ise firma kendi bağımsızlığını sonsuza kadar kaybeder. KGB ağının tuzağına düşen firma önce kredi almakta zorluklar çeker veya tamamıyla ciddi finansal gerilemelerden zarar uğrar. Bilahare, alüminyum, çinko, gıda maddeleri, selüloz ve kereste gibi belirgin sektörlerde bu şirketlere ticaret lisansı verilir. Bu lisanslar firmanın iktisadi gelişimi için güçlü bir teşviktir. Bu, eski bir KGB ajanının yönetime sızdırılmasından sonra olan aşamadır ve böylelikle KGB için de yeni bir gelir kaynağı oluşur”.

Bununla birlikte, 1991’den 1996’ya kadar olan yıllar ispat etti ki, doymak bilmeyen mücbir devlet yapılarınca (açıkça ya da tamamen gizli servislerin kontrolü altında olan organize suç grupları üzerinden) yağmalanmalarına rağmen, Rus iş dünyası kısa bir dönem içerisinde, sürekli olarak FSB’nin tam kontrolü altında olmayan bağımsız bir siyasi güç geliştirmeyi başardı. Rusya’daki reformları durdurmanın yollarını arayan komünizm yanlısı parlamentoyu 1993 yılında Yeltsin’in yıkmasına müteakip, eski KGB liderleri Yeltsin’in MB ve FSK’sının üzerine gitmeye başladı, Rusya’daki suç oranlarını kasıtlı olarak artırmak ve başta çok uluslu Rus devletinin en zayıf noktası olan Kuzey Kafkasya’da olmak üzere ulusal çatışmalar yaratmak suretiyle Yeltsin rejimini ve reformlarını karıştırmaya ve baskı altında tutarak kendileriyle uzlaşmaya razı etmeye karar vermişlerdi.

Aynı zamanda, halkın yoksullaşmasını, suç oranlarındaki ve ulusalcı faaliyetlerdeki artışı siyasi demokratikleşmenin bir sonucu olarak gösteren, bu taşkınlıklardan Rusya’nın kurtulması için tek yolun demokratik reformların ve Batı modellerin reddedilerek, kamu düzeninin ve halkın refahının temel alındığı Rusya’nın kendisine ait bir gelişim yolunu takip etmesi gerektiğini aktaran bir mesajı yaymak üzere kitlesel medyada güçlü bir kampanyaya lanse edildi. Bu propagandanın gerçekte reklamını yaptığı şey ise standart Nazi modeline benzeyen bir diktatörlüktü. Büyük ya da küçük, entelektüel ya da kana susamış tüm diktatörlerin içerisinden bir model olarak seçilen ise en çekici ve en az bilinen olan, Şilili General Augusto Pinoşe’ydi. Bir şekilde, Rusya’da bir diktatörlük zuhur ederse, bunun Pinoşe’nin Şilisi’nden daha kötü olmayacağı şeklinde bir inanış vardı. Buna karşın tarihsel deneyimler, Rusya’nın her zaman tüm seçenekler içerisinden en kötüsünü tercih ettiğini göstermektedir.

Devlet güvenlik servisleri, demokratik ideolojideki en ciddi tehdidin serbest piyasa ekonomisi ve Rusya’nın uygar uluslar topluluğu içerisine siyasi ve ekonomik entegrasyonu temelinde süratle radikal, Batı destekli ekonomik ve siyasi reformların uygulanması olduğunu gördükleri andan itibaren 1996 yılına kadar demokratik reformculara karşı savaştı. 1996 yılında Yeltsin’in devlet başkanlığı seçimlerinden galibiyetle çıkmasıyla, büyük sermayeli Rus şirketleri ilk kez siyasi gücünü gösterdi ve demokratik seçimlerin iptal edilerek sıkıyönetim ilan edilmesine (istekler Korjakov, FSO başı M.I. Barsukov ve onlar gibi diktatörlük yanlısı güruhtan geliyordu) razı olmadı, dahası kendi adaylarının zaferini kesinleştirdiler, böylece devlet güvenlik servisleri saldırılarının ana hedefini Rus iş dünyasının elitleri olarak yeniden tanımladı. Yeltsin’in 1996 yılında sandıkta elde ettiği zaferi, ilk bakışta açıklanamaz bir şekilde Rusya’nın önde gelen işadamlarının itibarlarını karalamaya adanmış propaganda kampanyaları takip etti.

Rus dili yeni bir terimi kazanmış oldu : “oligark”, her ne kadar Rusya’daki en zengin kişi dahi kelimenin gerçek manasına göre bir oligark olmadığı ayan beyan ortadaydı, zira oligarşinin temel bileşeni olan “iktidara” sahip değillerdi. Gerçek güç tıpkı önceden olduğu gibi gizli servislerin elinde kalmaya devam ediyordu.

Günbegün, FSB ya da SBP’nin ajanı olarak çalışan veya casusluk yapan gazetecilerin ve basit arzuları için ahlaki değerleri hiçe sayan bir yazarlar ordusunun yardımıyla, Rus iş dünyasında yer alan az sayıdaki “oligark” hırsız, dolandırıcı ve hatta katil olarak ilan edildiler. Bu arada, hakiki oligark gücünü elde etmiş ve hiçbir banka hesabında görünmeyen milyonlarca ruble parayı ceplerine indirmiş gerçek ciddi suçlular, FSB, SBP, FSO, SVR, Merkezi İstihbarat Dairesi (GRU), Başsavcılık, Savunma Bakanlığı (MO), İçişleri Bakanlığı (MVD), gümrük birimleri, vergi polisi ve benzeri Rus devletinin baskı rejimi kurumlarında yönetici masalarının ardında oturuyordu.

Rus iş dünyasının ve ülkenin siyasi hayatının gerçek oligarkları, gri kardinalleri ve gölge yöneticileri işte bu insanlardı. Kontrolsüz ve sınırsız gerçek güce sahiptiler. Çalıştıkları birimlerin kimlik kartlarının kendilerine sağladığı sağlam himayenin arkasında, gerçekten dokunulmazlardı. Muntazaman resmi pozisyonlarını suiistimal ediyor, rüşvet alıyor, çalıyor, astlarını suç faaliyetlerine bulaştırıyor ve haksız bir şekilde elde ettikleri tüm bu paraları biriktiriyorlardı.

Bu kitap, modern Rusya’nın en mühim problemlerini, devlet başkanı olarak Yeltsin’in liberal dönemlerindeki radikal reformlarının sonuçlarından yola çıkarak değil, bu reformlara karşı Rus gizli servisleri tarafından açıkça ya da el altından gösterilen direnişleri açıklayarak ortaya koymaya çalışmaktadır. Rusya’yı demokrasi yolundan çıkararak diktatörlük, militarizm ve şovenizm istikametine sokmak için Birinci ve İkinci Rus – Çeçen Savaşlarını çıkaranlar da onlardı. Birinci ve İkinci Rus – Çeçen Savaşları için gerekli koşulları sağlamak için Moskova’daki ve diğer Rus şehirlerindeki bir dizi gaddar terörist saldırıları da operasyonlarının bir parçası olarak organize edenler onlardı.

Eylül 1999’daki bombalamalar, özellikle 23 Eylül günü Ryazan’da engellenen terörist saldırı bu kitabın ana konusunu oluşturmaktadır. Bu patlamalar, esas amaçları mutlak iktidar olan Rus devlet güvenlik kurumlarının taktik ve stratejilerini takip etmek için en belirgin ip uçlarıdır.

Okuyucu, bu çalışmanın türünü biraz şaşırtıcı, analitik hafıza ve bir tarihsel monografi arasında bir şey olarak bulabilir. İsimlerin ve olayların bolluğu, sunumun kısa ve öz stili, kolayca okunabilen bir dedektiflik hikayesi arayışı içerisinde olan kimi okurlar için hayal kırıklığına uğratıcı olabilir. Yazarların göz önünde bulundurduğu üzere, tarihsel gerçeklere özgü sadakatiyle bu kitap yüzeysel gazetecilikten ve edebi anılardan ayırt edicidir. Bu kitap hepimizin başına gelen bir trajedi, kaçırılan fırsatlar, yitirilen yaşamlar ve ölmek üzere olan bir ülke hakkındadır. Bu, geçmişte yaşanılanların gerçeklerini görebilme ve bunların gelecek üzerindeki etkisini kavrayabilme kapasitesine sahip olanlara göre bir kitaptır.

© Ickerya.com

İÇİNDEKİLER sayfasına GERİ DÖN